NEFSİN

TERBİYESİ

 

Prof. Dr. M. Es’ad COŞAN Rh.A

 

Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn... Ves salâtü ves selâmü alâ hayra halkıhî seyyidinâ ve senedinâ, habîbullahî ve safiyyihâ muhammedinil mustafâ... Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû biihsânin ilâ yevmil cezâ...

 

Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim!..

Muhterem cemâat-i müslimin!..

Allah CC cümlenizden râzı olsun... Etraftaki vasıtalardan görüldüğü üzere, çok uzak şehirlerden aşk ile, şevk ile buraya gelmiş kardeşlerimiz de var aramızda... Ecrinizi Mevlâm fazl u kereminden, gayb hazinelerinden çok bol miktarda ihsan eylesin... Dünya ve ahiretin saadetlerine, hayırlarına, nimetlerine erdirsin...

Burada çok muhterem, çok aziz, çok değerli, çok mübarek Hocamız Muhammed Zâhid Bursevî Hazretleri’nin ruh-i pâki için okunmuş olan Kur’an-ı Kerim hatimlerini, tevhidleri, Yâsin’leri, salât ü selâmları, İhlâs-ı Şerif’leri toplayıp dua yapmak üzere cem olduk.

Allah-u Teâlâ Hazretleri Kur’anı Kerim’inde, bismillâhir rahmânir rahim:

 

æãÇ ÎáŞÊ ÇáÌä æÇáÇäÓ ÇáÇ áíÚÈÏæä

(ÇáĞÇÑíÇÊ:٥٦)

 

(Ve mâ halaktül cinne vel inse illâ li ya’budûn) buyuruyor. Mükellef olan, tekâlif-i ilâhiyyeye muhatab olan mahlukatın içinde, başta insanoğulları benî Adem olmak üzere, insanların ve cinlerin yaratılış sebebini Allah-u Teâlâ Hazretleri: “Başka bir sebeble yaratmadım; insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım! Bana güzel kulluk etsinler diye yarattım!” diye, şu hayatımızın nasıl geçmesi gerektiğini ve şu hayatımızın gayesinin ne olduğunu bildiriyor. Ve bu ibadetin, bismillahir rahmanir rahim:

 

æÇÚÈÏ ÑÈß ÍÊì íÃÊíß ÇáíŞíä (ÇáÍÌÑ:٩٩)

 

(Va’büd rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn) “O herkesin başına geleceği kesin olan, şeksiz, şüphesiz olan ölüm başına gelinceye kadar Rabbine ibadete aralıksız devam eyle! Ölümüne kadar, hayatının sonunu kadar, Rabbine ibadet yapmaya devam eyle!” diye buyuruyor.

 

ÇáĞì Î᪠ÇáãæÊ æÇáÍÜíÜÇÉ áÜíÜÈáæßã ÇíøõÜÜßã

ÇÍÓä ÚãáÇ (Çáãáß:٢)

 

(Ellezî halakal mevte vel hayâte liyeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ) Bu hayatın, ölümün; ölümden sonra tekrar yaşamak olan, ahiret hayatının, tekrar dirilmenin sebebinin: “Ey kullar! Hanginiz daha güzel kulluk yapacak, daha güzel işler peşinde, daha güzel çalışmalar yapacak?” Bunu denemek için, imtihan etmek için, Allah bu hayatı, ölümü var eyledi, halk eyledi; bu sahneyi böylece tanzim eyledi. İnsanlar bu aleme geliyorlar, gidiyorlar; imtihan oluyorlar.

 

ÇäÇ ÎáŞÜäÇ ÇáÇäÓÇä ãä äØÜİÜÉò ÇãÔÇÌò¡ äÜÜÈÜÊÜáÜíÜå

(ÇáÇäÓÇä:٢)

 

(İnnâ halaknel insâne min nutfetin emşâcin nebtelîhi) “Biz insanoğlunu imtihan etmek üzere yarattık.” diye Dehr Sûresi’nde de beyan ediliyor.

 

Hàsılı ayet-i kerimelerden, Allah’ın gönderdiği mübarek insanlar olan peygamberler —aleyhimüs salevâtü vet teslîmâtü vet tahiyyât— hazretlerinden, vahiylerden, Peygamberlerin tebliğâtından, Peygamber Efendimiz’in hadis-i şeriflerinden çok kesin olarak, kat’î olarak biliyoruz ki, hepimizin asıl vazifesi Allah-u Teâlâ Hazretleri’ne güzel kulluk yapmak... Ve bu güzel kullukta, “Hangimiz daha güzel kulluk yapacağız?” diye Mevlâmız bizi ikaz ediyor.

Hayırda da gayret göstermek, yarışmak, en güzelini ortaya koymaya çalışmak... Allah-u Teâlâ Hazretleri, her şeyin en güzelini yapmayı müslümana emretmiştir. Yapılan her şeyin en güzeli olduğu gibi, ibadetin de en güzelini yapmaya mü’minin çalışması lâzım!..

 

Bu gayeyi hepimiz biliyoruz. Müslüman olduğumuz için biliyoruz. Belki bunu bilmeyen insanlar çok dünya üzerinde... Hayatın mânâsını, gayesini, önünü, sonunu, evvelini, ahirini bilmeyen insanlar çok... İran’lı şairin bir tanesi diyor ki: “Bu köhne kitabın baş tarafı da, son tarafı da kopuktur.” Yani, “Baş tarafını bilmiyoruz; vardı ama sayfalar kopmuş. Son tarafını da bilmiyoruz; sayfalar kopmuş.” diyor. Sayfalar kopmuş amma, Allah’ın gönderdiği peygamberlerle onların bilgisi bize gelmiş.

—Peygamber ne demek?..

—Haber bildiren insan demek...

—Kimden kime haber bildiriyor?

—Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin emirlerini ve insanoğlunun bilmesi gereken bilgileri insana Allah tarafından görevlendirilip bildiriyorlar. Peygamber onun için geliyor.

Arapçadaki nebi kelimesi de, nebe’ kelimesinden çıkmış bir kelimedir. Nebe’, haber demek... Nebî de, haberi getiren kişi demektir. Yani bilmediğimiz alemlerden, evveliyattan ve sonrakilerden haberleri bize peygamberler getirmiş ki, biliyoruz.

Buna iman ediyoruz, ahiret gününe de inanıyoruz ki, ölümden sonra ebedi hayat var... O ebedi hayatta da, dünya hayatındaki yaşayışında vazifelerini güzelce yapan insanlara çok güzel mükafatlar var... Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, hiç kimsenin gönlüne, hayaline sığmayacak kadar... Bu tabirler Peygamber Efendimiz’den... Yâni, kimsenin hayaline bile, tasavuruna bile sığmayacak kadar muazzam güzellikler var Allah’ın mutî kullarına...

Ve çok müthiş cezalar, belâlar, azablar, ikablar da, Allah’ın kâfir, âsî, mücrim kullarına... Evet biz şeksiz, şüphesiz biliyoruz ve inanıyoruz ki, Allah’a kulluk etmemiz lâzım!.. Buraya geliş vazifemiz bu!.. İbadetlerde, taatlerde kusur etmememiz lâzım!.. Allah’ın emirlerini tutmamız, yasaklarından kaçınmamız lâzım!..

 

—Peki, niye insanlar bu bilgilerine rağmen, hattâ müslümanlar bu imanlarına rağmen Allah-u Teâlâ Hazretleri’ne karşı kulluklarını güzel yapmıyorlar da, etrafımıza baktığımız zaman nice âsî, mücrim, günahkâr kul görüyoruz?.. Hatta kendi hayatımızdan, kendimizden bile şikayetimiz var... “Nefsindendir çektiğin!.. Nefsini yenen gelsin!” dediği gibi... Nefis elinden el aman diyoruz, medet diyoruz, aman Allah’ım diyoruz, Yani kendimizin de kusurlarımız, şikayetlerimiz var; neden?.. Neden Allah’ın bize yüklediği vazifeyi yapamıyoruz da böyle günahlar, kusurlar, hatâlar oluyor?..

Tabii Peygamber SAS Efendimiz beş tane düşman sayıyor, bir hadisi şerifinde...

 

ÇáãÄ ãä Èíä ÎãÓ ÔÏÇÆÏ ãÄ ãäñ íÍÓÏå

æãäÇİŞ íÈÛÖå æßÇİÑñ íŞÇÊáå æäİÓñ íäÇÒÚå

(ÑÇãæÒÇáÇÍÇÏíË:١١/٢٣١)

 

(Elmü’minü beyne hamse şedâid) “Mü’min, beş tane belânın, beş tane düşmanın arasına düşmüştür.” buyuruyor.

Bu beş düşman nedir:

1. Önce mü’minden başlıyor: (Mü’minün yahsudühû) Kendisine hased eden, çelme takan düşmanlık eden, sıkıntılar veren, kavga eden, çekişen, çatışan hasetçiler... Etrafındaki, mü’min olduğu halde kendisinin karşısında olan insanlar...

 

2. (Ve münâfikun yebğuduhû) Bir de, dışı mü’min, içi kafir kalbi inanmamış; içi başka, dışı başka Kur’anı Kerim lisanında münafık denilen insanlar... Doğrudan doğruya karşına çıkıp da sana düşman olduğunu söylemiyor; ama, içinden kızıyor, sevmiyor mü’mini... Mü’min-i kâmili sevmiyor, Allah yolunda yürüyen insanı sevmiyor, onun karşısında... Münafık...

 

3. (Ve kâfirun yukàtiluhû) Bir de kafirler var... İşte gazeteleri aldığımız zaman, —dünya küçüldü, haberler her yandan geliyor— her yerde bir acı haber duyuyoruz. Yüreğimiz burkuluyor, kalbimiz hançerleniyor, keyfimiz kaçıyor; mü’min kardeşlerimiz için üzülüyoruz. Ya Bosna-Hersek’ten acı bir haber geliyor, ya Keşmir’den bir acı haber geliyor... Ya Kafkasya’dan bir haber geliyor, ya Afrika’dan bir haber geliyor... Dünyanın bir yerinden, biz mü’minleri üzecek bir acı haber yazılmamış olan bir gün, bir zaman, bir gazete göremiyoruz.

Çünkü, İslâm’ın düşmanları var, Allah’ın düşmanları var, kafirler var... Onlar mü’minleri yok etmek istiyorlar. Her türlü haksızlığı yapıyorlar. Kendilerinin ortaya koymuş oldukları esasları, kanunları, ahlâkî kaideleri bile çiğniyorlar. Çifte standart diyoruz biz... Adamına göre merhamet, adalet, insan hakları ve sâire... Mü’mine gelince insan hakları da yok, adalet de yok, insaf da yok, merhamet de yok!.. Demek ki, azılı, yola gelmez ve hiç göz ardı etmememiz gereken düşmanlardan birisi de kafir...

 

4. (Ve nefsün yünâziuhû) Bir de insanın kendi nefsi, egosu, insanın kendi içindeki bir varlık... Bu da insanla çekişiyor. (Yünâziuhû) “Çekişir.” buyuruyor Peygamber Efendimiz... Yani, sen Allah’a kulluk etmek istedikçe, o da seni günaha çekmeye çalışır... Tembelliğe çekmeye çalışır, hatalı yola çekmeye çalışır... Allah’ın sevmediği, râzı olmadığı tarafa çekmeye çalışır... Namaz kılmağa üşendirir, abdest almaya üşendirir... Zekât vermeğe, elini cebine sokturtmaz... Hayırlı bir işe koşturtmaz... İçkiden, kumardan, eğlenceden geri çektirtmez. Yani nefsi insanın büyük düşmanlarından birisi...

 

5. (Ve şeytànün yudıllühû) Onu sapıtmaya çalışan bir başka varlık daha var, biz onu görmüyoruz. (İnnehû yerâküm hüve ve fîküm min haysü lâ teravnehû) Bu şeytan denilen mahlûk ve avanesi, yardımcısı, ordusu... Onlar bizi görüyor, biz onları görmüyoruz.

Görmediğimiz çok şeyler var... Elektriği de görmüyoruz, ses dalgalarını da görmüyoruz. Gözümüze ilişmeyen hayatta çok şeyler var... Işıklar söndü mü, şu gördüğümüz şeyleri bile görmüyoruz. Yâni, bunları da ışık sayesinde görüyoruz. Gözümüz bozuk olduğu zaman da görmüyoruz. Dışarıda var ama, görmüyoruz. Felç olduğu zaman da görmüyoruz. Görmüyoruz ama şeytan var...

Alemlerin rabbi Mevlâmız buyuruyor ki:

 

Çä ÇáÔíØÇä áßã ÚÏæøñ İÇÊÎĞæå ÚÏæøóÇ (İÇØÑ:٦)

 

(İnneş şeytàne leküm adüvvün vettahizûhû adüvvâ) “Sizin şeytan diye bir düşmanınız var!.. Size düşmanlık besleyen bir varlık var... (vettahizûhû adüvvâ) Siz de onu düşman belleyin, düşman diye bilin!.. O şeytanın düşman olduğunu bilin, siz de ona düşman olun!.. Çünkü, o sizi kendi tarafına çekmeye çalışır. Şeytan yoluna çekmeğe çalışır. Sizin cehennemlik olmanızı ister. Sizin cehenneme düşmeniz için çalışan bir varlık olduğu için, onu düşman edinmeniz lâzım!..”

 

Şimdi muhterem, sevgili ve dikkatli kardeşlerim. Peygamber Efendimizin hadis-i şerifinden size naklederek beş tane düşman saydık. Kendimiz bir söz söylemiyoruz. Peygamber SAS Efendimiz’in nasihatlerini size aktarmaya çalışıyoruz.

—Beş tane düşmanın en azılısı ve en tehlikelisi hangisi?..

Yine ayet-i kerimelerle düşünelim: Allah-u Teâlâ Hazretleri şeytan hakkında buyuruyor ki:

 

Çäå áíÓ áå ÓáØÇäñ Úáì ÇáĞíä ÇۤãäæÇ æÚáì

ÑÈåã íÊæßáæä (ÇáäÍá:٩٩)

 

(İnnehû leyse lehû sultànün alellezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn.) “Şeytanın vesvese kabiliyeti var... İnsanın aklına, gönlüne birtakım fikirleri vesvese olarak telkin etme işi var ama; iman eden kullara, tevekkül edenlere gücü kuvveti yok...” Demek ki, imanın sağlamlığı burda... Allah’a bağlılığı güzel oldu mu bir kulun, şeytan ona diş geçiremiyor... Şeytan onu eline alamıyor... Şeytan ona bir şeyi zorla yaptıramıyor. Demek ki, o bir bakıma çok büyük düşman değil...

Sonra, başka ayet-i kerimelerde Rabbimiz buyuruyor:

 

áÇ íÖÑøõßã ãä Öáøó ÇĞÇ ÇåÊÏíÊã (ÇáãÇÆÏÉ:١٠٥)

 

(Lâ yadurruküm men dalle izehtedeytüm) “Siz Allah’ın yoluna ayağınızı koyarsanız, Allah’ın yolunda yürümeye çalışırsanız, sapıtmış olan insanlar, kâfirler ve münafıklar size zarar veremez!.. Siz hidayet yolunda, Allah’ın emirlerini tutarak yürürseniz, onlar da zarar veremez!” buyruluyor.

Eh münafığın zararı yok... İnsanların da şeytanları olurmuş. (Şeyâtînül insü vel cin) “İnsanların ve cinlerin şeytanları” deniliyor. İnsanlardan da şeytanlaşmış ve şeytanın vazifesini gören, azdırmaya çalışan nice insanlar var; bunların da zararı yok... Münafıkların da zararı yok, şeytanın da zararı yok...

Mü’min... Mü’min kardeşlerimizi Allah ıslah etsin... Mü’min kardeşine müslümanın nasıl olması lâzım?.. Yunus Emre Hazretleri buyuruyorlar ki (cennet mekan, rahmetullahi aleyh):

 

Döğene elsiz gerek,

Söğene dilsiz gerek!

 

Yani mü’mine ne yaparsın?.. Dövene el kaldırmazsın; o da bir şey yapmaz. Mücadele etmeyince bir şey yapmaz.

 

Adamın birisine bir mübarek kimseyi medh etmişler, “Çok güzel ahlâklıdır, iyidir...” diye... Adam da, “Ahlâklıyı size gösteririm!” demiş. Kabadayı adam, pos bıyıklı... Düşmüş peşine adamın...

O adam cuma günü hamama gitmiş yıkanacak. Bu da arkasından hamama gitmiş. O adam bir kurnanın başında oturmuş, besmele çekip abdest alacak, yıkanacak, camiye gidecek... Öteki gelmiş, dikilmiş başına:

“—Kalk buradan, ben burada yıkanacağım, bu kurnada yıkanacağım!” demiş.

“—Peki...” demiş, tası tarağı toplamış oradan...

Yâni, tası tarağı toplamak deniliyor ya... Tasla alınıyor ya su kurnadan... Oradan kalkmış, öbür kurnaya gitmiş. Tam orayı temizlemiş, oturmuş; besmele çekip abdest alacak, yıkanacak... O kabadayı tekrar dikilmiş onun başına:

“—Ben orada yıkanacaktım ama, beğenmedim orayı!.. Burada yıkanacağım, çekil buradan!” demiş.

“—Peki...” demiş yine, tası tarağı toplamış, başka yere gitmiş.

Öbürü yine, üçüncü sefer onun gittiği yere gitmiş. Demiş ki:

“—Ben burada yıkanacağım!..”

“—Peki...” demiş yine, tası tarağı toplamış...

Bakmış ki, kaç sefer kalk dese kalkacak. Yâni, kavga iki kişiyle olur muhterem kardeşlerim!.. Bir tanesi uymazsa, kavga olmuyor işte... Demiş ki sonra:

“—Yahu, seni bana medhetmişlerdi, güzel huyludur diye... Ben de seni denemek için peşine düştüm. Gerçekten iyi huyluymuşsun!” demiş.

 

 Evliyaullahtan birisini anlatırlar: Horasan’ın büyüklerinden mübarek bir zat-ı muhterem... Muhterem, cennetmekân, kaddesallahu sirrahul aziz yine böyle çok mübarek bir insan... Medhedildiği için, ahaliden bir zengin bunu çağırmış:

“—Efendim buyur, akşam yemeğini bizde yiyelim!” demiş.

Hocaefendi de kalkmış, onunla beraber davete icabet sünnettir diye, gitmiş. Kapıya geldiği zaman:

“—Hocam, bir dakika bekle!” demiş. İçeri girmiş, çıkmış:

“—Valla, kusura bakma ben seni çağırmıştım ama, şimdi eve girdim baktım, durum müsait değilmiş. Kusura bakma hocam!..”

“—Peki evlâdım...” demiş, camiye dönmüş hocaefendi.

Sonra tekrar camiye gitmiş adam:

“—Hocam! Ben ev müsait değil dedim ama, şimdi müsait oldu. Buyurun eve gidelim! Akşam çorbasını beraber içeriz!” demiş.

Hoca tekrar:

“—Neyse, peki evladım!” demiş, gelmiş.

Tekrar kapıdan içeri girmiş, dışarı çıkmış:

“—Efendim, kusura bakmayın! Ben hazır dedim ama, hazır değilmiş. Kusura bakmayın kabul edemeyeceğim sizi!..” demiş.

“—Peki evladım...” demiş ve tekrar gitmiş.

Adam tekrar arkasından camiye gitmiş, tekrar çağırmış... Tekrar evinde hayır demiş, müsait değil demiş... Adam her seferinde gidip çağırdığı zaman, “Artık ben sana gelmem!” demiyor. “Kırk defa niye çağırdın? İnsanın burasına gelir, artık patlamaz mı?” diye bir şey demiyor. Tabii her seferinde, “Peki evlâdım...” diyor. Adam sonunda hocanın eline ayağına sarılmış:

“—Hocam, beni affet!.. Ben, senin ahlâkını denemek için böyle yaptım. Seni çok medhediyorlardı; hakîkaten medhedildiğin kadar da varmışsın!.. Çok güzel melek gibi bir ahlâkın varmış, hocam!..” demiş. “Elini öpeyim, ayağını öpeyim müsade et!..” demiş.

“—A evlâdım...” demiş. —Hocaefendinin cevabına bakın, dikenli değil; şeyh efendinin cevabı mühim.— “A evlâdım, güzel huyluluk neresinde bu işin?.. Benim bu yaptığımı Horasan’ın köpekleri de yapar. Horasan’ın köpekleri, ‘Gel kuçu... Kuçu...” dersin gelir; ‘Hoşt!..’ dersin gider. Köpeklerin bile yaptığı bir şeyi ne diye büyütüyorsun gözünde?.. Mühim birşey değil ki!.. ” demiş. Ahlâkın güzelliğine bakın!..

Şunu anlatmak istiyorum: Mü’min ile mü’min kavga etmez, eğer birisi uymazsa ötekisine... Kavga iki kişi ile olur. Tek kişi ile insan kendini yumruklayacak değil ya, iki kişi ile olur. Demek ki, mü’minden zarar gelmez. Dua edersin, dövene elsiz olursun, sövene karşılık vermezsin, gönülsüz olursun, sabırlı olursun, Allah’a havale edersin...

 

Evliyaullahtan bir zat ile, bir kötü huylu adam bir yolculuk yapmışlar da, ne cefâlar etmiş o kötü huylu adam yollarda... Ne cefâlar, ne ezâlar etmiş. Gık dememiş. Sonra yolculuk bitmiş, ayrılacaklar; “Hadi Allah’a ısmarladık, ben gidiyorum!” deyince, başlamış evliyaullah ağlamaya...

“—Niye ağlıyorsun?.. O kadar ezâ cefâ etti; yolda ağlamadın da, şimdi ayrılırken niye ağlıyorsun?.. Gülmen lâzım!..” demişler. “Oh be, bu adamdan kurtuldum diye yaka silkip sevinmen lâzım. Şimdi niye ağlıyorsun?”

Demiş ki:

“—Bu kadar zaman yanımda durdu, ayrılıp gidiyor da, kötü huyları kendisinden ayrılmıyor. Acıyorum da ondan ağlıyorum!” demiş.

 

Evliyâullahın merhameti böyle... Kendisini üzene acıyor, bu kötü huylarıyla zarara uğrayacağını biliyor. Peygamber SAS’in hadis-i şeriflerini biliyor: “Cennette bana mekânı en yakın olanınız, ahlâkı en güzel olanınızdır.” buyuruyor Peygamber Efendimiz SAS... Cennete Peygamberimiz’e en yakın olmak isteyen kimse ne olacak?.. Güzel ahlâklı olacak!..

Şimdi mü’minden gelen ezâya, cefâya sabredersin sevap kazanırsın. Güzel huy nedir?.. Peygamber SAS Efendimiz’e “Güzel huy nedir yâ Rasullallah?” diye sordu Hazret-i Enes RA... Buyurdu ki:

 

ãßÇÑã ÇÎáÇŞ ÚäÏ Çááå ËÜáÇËÜÜÉ: ÊÜÜÛÜÜİÜÑ Úãä

Ùáãß æÊÚØì ãä ÍÑãß æÊÕá ãä ŞØÚß

(ÑÇãæÒ ÇáÇÍÇÏíË:٤/٣٩٤)

 

(Mekârimül ahlâkı indallàhi selâseh, tağfiru ammen zalemeke ve tu’tî men harameke ve tesılü men kataake) “Sana buğzedeni affedersin, sana vermeyene sen verirsin, seninle ilgiyi kesene sen gidersin!” Demek ki, mü’mine karşı Allah rızâsı için, ondan bir karşılık beklemeden iyilikte bulunmaktır.

 

ÇäãÇ äØÚãßã áæÌå Çááå áÇäÑíÏ ãäßã ÌÒÇÁğ

æáÇÔßæÑğÇ (ÇáÇäÓÇä:٩)

 

(İnnemâ nut’imüküm livechillâhi lâ nürîdü minküm cezâen velâ şükûrâ) Ayet-i kerimenin bildirdiğine göre, ne demiş Hazret-i Ali Efendimiz: “Biz size o ikramları, taam yedirmeyi, ziyafet çekmeyi sadece Allah rızâsı için yaptık. Şimdi ziyafet ettik, yediriyoruz, içiriyoruz... Neden yapıyoruz?.. Allah’ın rızâsı için; Allah hoşnut ve râzı olsun diye... (lâ nürîdü minküm cezâen velâ şükûrâ) Bir mükâfaat beklemiyoruz, para pul beklemiyoruz. Teşekkür bile beklemiyoruz.

Mü’min ne yaparsa, yaptığı işi Allah rızâsı için yapar, teşekkür bile beklemez ve kötülüğe karşı iyilik yapar. Güzel ahlâk budur. Mü’minin mü’minle problemi olmaması lâzım!.. Neden? Bir taraf olgunsa problem olmaz. İki taraf da sert ise, çarpışırlar; o zaman, iş zor...

 

Mü’minden zarar yok... Şeytan da doğrudan doğruya —gücü kuvveti yok— insana zorla birşey yaptırtamıyor. Vesvese veriyor sadece... Teklif ediyor; şunu yap, bunu yap... Yapıp yapmamak insanın elinde... O da bir tehlike değil... Münafık ve kafir de insanın aklını, fikrini insandan çelmeye çalışan kimse de zarar veremiyor. Sen Allah’ın yoluna ayağını koyduğun zaman, o yolda yürüdüğün zaman, onlar da zarar veremiyor. Kâfir mü’mine zarar verir mi?.. Kâfir mü’mine hiç zarar veremez.

—Hocam bu sözü düşünerek mi söylüyorsun?

—Düşünerek söylüyorum: Kâfir mü’mine hiç zarar veremez!.. Neden?.. Kâfir mü’mini öldürürse, mü’min şehid olup cennete gider. Zarar değil ki; cennete gider, cennete gitmesine sebep olur. E öldüremiyor; mü’min onu yenerse, zâten mü’min muradına ermiş olur. Kâfirin de bir zararı yok...

 

Aziz ve muhterem kardeşlerim!..

Hz. Ömer RA zamanında, eskiden müşrik olan, kafir olan, müslümanlarla çok savaşlar yapmış, bir de peygamberlik davasında bulunmuş bir kimse, sonradan tövbekar olmuş, müslüman olmuş, hacca gelmiş. Hazret-i Ömer RA halife; bu da, eskinin azılı İslâm düşmanı... Peygamberlik davasıyla ortaya çıkmış, nice nice halis müslümanı şehid etmiş bir kimse... Hazret-i Ömer RA demiş ki:

“—Seni sevmiyorum, sana içim ısınmıyor!” Dobra dobra seni sevmiyorum demiş.

Demiş ki:

“—Yâ Ömer! Herkes herkesi sevmeye mecbur değil! Sevmiyorsan sevme, ne yapalım? Böyle bir mecburiyet yok... Evet eskiden mü’min değildim. O zaman bir takım kimseleri öldürdüm ama, onlara zarar vermedim ki; onlar benim elimle cennete gittiler. Ben onları öldürdüm; müşriklerle müslümanların savaşında cennete gittiler. Sorumluluk bende kaldı, kendime zarar verdim ama, bir şey daha var: İslâm, müslüman olmak, hidayete ermek eski günahları da siliyor. Onun da hesabı kalkıyor.” demiş.

 

Binaen aleyh mü’min kardeşlerim, neyi anlatmak istiyorum size?.. Peygamber SAS Efendimizin saydığı beş düşmandan, mü’min zaten düşman olmaz; uymazsın, sabredersin... Şeytan sadece vesvese verir; uymazsın, sabredersin... Münafık zarar veremez; Allah yolunda yürürsen, zararı yok... Kâfir hiç zarar veremez; kafirle her işin senin lehinedir. Kafirle çarpıştıkça, yaşarsan kazanırsan gazi olursun, ölürsen şehid olursun. Kâfir de zarar veremez!.. Ne kalıyor muhterem kardeşlerim bizim düşmanımız, karşımızda kim kalıyor?.. Asıl düşman, nefs-i emmâre’miz kalıyor.

Onun için Peygamber SAS Hazretleri buyurmuşlar ki:

 

ÇÚÏì ÚÏæøõß äİÓÜß ÇáÊì ÈÜíä ÌÜäÜÜÈÜÜíß

 

(A’da adüvvüke nefsükelletî beyne cenbeyke) “Senin en azılı düşmanın, şu senin iki omuzun arasındaki, iki canibin arasındaki nefsindir” diyor. İçindeki nefsindir diyor. İki tarafın arasındaki diye tabir ediyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!.. Elbette Peygamber Efendimiz’in sözü haktır ve sözlerin en doğrusudur. Bizim en büyük düşmanımız elbette bizim içimizdeki kendi nefsimizdir, kendi benliğimizdir, enemizdir, egomuzdur.

 

Aziz ve muhterem kardeşlerim!.. Onun için, Peygamber-i Zîşân SAS Efendimiz şöyle buyurmuş: “Küçük savaştan büyük savaşa geldik.” Bu nefisle olan mücadeleyi, büyük savaş olarak anlatmış. “Küçük savaştan geldik büyük savaşa...” Düşmanların en düşmanı olan nefsi terbiye edersen, tezkiye edersen, temizlersen, aklarsan, düzeltirsen, ıslah edersen felâh bulursun!..

 

ŞÏ ÇİáÍ ãä ÒßøíåÇ (ÇáÔãÓ:٩)

 

(Kad efleha men zekkâhâ) “Kim nefsini temizler de ıslah ederse, terbiye ederse, düzeltirse felah bulacak, dünyada ve ahirette rahat edecek!..”

 

æŞÏ ÎÇÈ ãä ÏÓøÜÜíåÇ (ÇáÔãÓ:١٠)

 

(Ve kad hâbe men dessâhâ) Nefsine terbiye edememiş insan da, ne olacak?.. Hakir olacak, ahirette muazzam zarara uğrayacak. İnsanlar ahirette yaptıklarını bulmayacaklar mı, ettiklerini bulmayacaklar mı?.. Ahiretteki zarar dünya zararına benzemez.

 

Dünya da insan dükkan açar, zarar eder, kapatır, başkasını açar. Memuriyete girer, ordan ayrılır pazarda pazarcılık yapar, hamallık yapar, odunculuk yapar... Sırtına bir ip bağlayıp dağdan odun getirip sattı mı ondan bile para kazanır. Dünyadaki iflaslar mühim değil, ahiretin iflâsı mühim... Orda perişan olacak. Kim nefsine terbiye ederse kurtulacak, felah bulacak; kim nefsini temizleyemezse, ıslah edemezse, nefsi öyle nefsi emmare olarak kalırsa, zarara uğrayacak.

Bu güzel kulluklar yapmamıza bazı maniler var, engeller var... Bize bu güzel kulluğu yaptırmayan sebepler var... Kâfir ülkesinde olsak düşman yaptırmıyor; “Namaz kılamazsın, başını örtemezsin!.. Başını örtersen okula gelemezsin!.. Ezan okuyamazsın!..” diyor. Almanya’da olanlar, Avrupa’da olanlar bilir, demokratik bir ülke olmasına rağmen neler olduğunu... Bir de komünist ülkelerde, zulüm yapılan ülkelerde; işte namaz kılanı öldürürler, işkence ederler. Bulgaristan’dan ve diğerlerinden biliyoruz.

 

En mühim işimiz Allahu Teâlâ Hazretleri’ne kulluk etmek... Bunun karşısında bazı düşmanlar var... Bu düşmanların en azılısı da hepimizin başında olan, baş belâsı düşmanımız nefsimiz... Bu işin kimse farkında değil... Bu işi okutmuyorlar, öğretmiyorlar, anlatmıyorlar. Eski devirlerde Kur’an-ı Kerim’e başladı mı:

 

ÈÓÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜã Çááå ÇáÑÍãä ÇáÑÍÜÜÜíÜã

ÑÈ íÓøÑ æáÇÊÚÓøÑ ÑÈ Êãøöã ÈÇáÎíÑ

 

(Bismillahir rahmanir rahim. Rabbi yessir velâ tüassir rabbi temmim bil hayr.) diyerek çocuklara ilk önce peltek peltek rabbi yessir demesi öğretilirdi. 4 yıl 4 ay, 4 günlük olunca euzü besmele çektirilirdi, derse başlatılırdı.

Önce elif be öğretilirdi. Elif uzun boylu... Be beli bükük, te ona benzer, se ona benzer... Cim karnında bir nokta, ha ona benzer, ona benzer... Böyle oyunlarla, benzetmelerle öğretilirdi. Oğlum Kur’an-ı Kerim’e geçti, kızım Kur’an-ı Kerim’e geçti; maşaallah!.. Amme cüzünü ezberledi, maşallah... Hatim indirdi maşallah, hatim duası maşallah...

İnsan Kur’anı Kerim’e bağlı oldu mu, Allah’ın kitabına sarıldı mı muhterem kardeşlerim; Allah’ın yolundan haberdar olur. Allah’ın bildirdiği tehlikeleri öğrenir, kendisini korur, küçük yaşta öğrenir. Ama Allah’ın yoluna girmeyen, Allah’ın emirlerini tutmayan, Allah’ın dininden haberi olmayan insanlar, bu tehlikelerden hiç haberdar değildirler.

 

İnsanoğlunun içinde bir nefis olduğunu, insana kötülükleri emreden nefs-i emmâresi olduğunu insanlar bilmiyor. İnsanlara içinden geldiği gibi özgür, içinden ne söylüyorsa onu yapması tavsiye ediliyor. Ve gruplar kuruluyor, partiler kuruluyor, özgürlük için mücadele veriliyor. Ben istediğimi yapabilirim diyor.

İnsanlar utanmayı kaldırmışlar, arlanmayı kaldırmışlar. Yeşillik demişler, yeşiller partisi demişler, homoseksüeller demişler, falanca demişler, filanca demişler... Utanma yok, arlanma yok, sıkılma yok; özgür yaşayacağım diye hayvani, orman hayatı gibi bir hayatı yaşıyorlar. Neden?.. Kâinatı yaratan yaratıcıdan haberleri yok insanların... Çoğunun O’nun gönderdiği peygamberden haberi yok...

Bak ne buyuruyor Rabbimiz:

 

æãÇ ÇÑÓáäÇß ÇáÇÑÍãÉğ ááÚÇáãíä (ÇáÇäÈíÇÁ:١٠٧)

 

(Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn) Allah-u Teâlâ Hazretleri Peygamberimiz’i niçin göndermiş insanlara?.. “Ey Resulüm biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik!” Rahmet ne demek, yağmur mu demek?.. Hayır, acımak demek. “Acıdığımız için insanlara seni gönderdik. Ey Resulüm insanlara merhametimizden seni gönderdik. Ey Resulüm insanları dünyada ve ahirette zarara uğramasınlar, cehennemde cayır cayır yanmasınlar, dünyaları zehir, zindan olmasın, ahiretleri mahv olmasın diye, insanlara acıdığımızdan seni haberci olarak biz gönderdik.” diyor Allah-u Teâlâ Hazretleri...

Gönderme sebebi ne?.. İnsanlara acıması, insanların iyiliğini istemesi... Allah’ın bu acımasından, merhametinden kendilerini doğru yolu göstermek istemesinden, insanların çoğu haberdar değil... Onun için, burnunun doğrultusuna, nefsinin istediğine gidiyor.

 

Elhamdü lillâh, biz müslümanlar daha güzel biliyoruz ki, nefis diye bir düşman var... Şeytan diye görenmez bir düşman var... İnsanın içinden gelen her şeyi yapmaması lâzım... Allah’ın emirlerini tutması lâzım... Allah başınızı örtün demiş, örtmek lâzım... Açılmayın demiş, açılmamak lâzım...

İçki içmeyin demiş, aklı götürdüğü için içkiyi içmemek, içkiyi satmamak lâzım... İçki ticareti yapmamak lâzım... İçkinin hamallığını bile yapmamak lâzım...

Faiz yemeyin demiş, hiç kimse kimsenin sırtından, bedavadan geçinmesin diye... Alnının teriyle geçinsin diye... Faiz yememek lâzım, yedirmemek lâzım, hatta faiz ahdine şahit bile olmamak lâzım... Belâ getirir insana, ceza getirir.

 

Tabii ki, insanların çoğu bilmiyor ama, onlara da Allah hidayet ihsan eylesin... İlim, irfan, ihsân nasib eylesin... Bir de bildikten sonra, işte nefsini ıslah etmek meselesi geliyor. Peki sen hastalandığın zaman ne yapıyorsun?.. Tıp tahsili yaptın mı, yapmadın... Nedir mesleğin?.. “Mühendisim, tüccarım, esnafım, demirciyim, elektrikçiyim,halıcıyım, şucuyum, bucuyum...” diyor. Eh tıp tahsili yapmadın; içinden bir ağrı duyuyorsun, ne yapacaksın?.. Doktora gideceksin. Neden?.. Bu ağrıları, sızıları, hastalıkları bilen mütehassıs insanlar, bu hususta tahsil yapmışlar da onun için...

İşte, bu nefsimizi de terbiye etmenin çaresini aramak lâzım... Nefsi terbiye edecek mütehassısı bulmak lâzım... Ve Allah-u Teâlâ Hazretleri hiçbir devirde hiçbir karyeyi hiçbir beldeyi, hiçbir kavmi peygambersiz bırakmadığını Kur’an-ı Kerim’de bildiriyor:

 

æÇä ãä ÇãÉò ÇáÇ ÎáÇ İíåÇ äĞíÑ (İÇØÑ:٢٤)

 

(Ve in min ümmetin illâ halâ fîhâ nezîr) “Allah’ın oraya bir ikazcı, bir ihbarcı, haberci peygamber göndermediği hiçbir toplum yoktur!” Demek ki rahmetinden, adaletinden dolayı kullarına acıdığından dolayı Rabbimiz, her insan topluluğuna haberci göndermiş. Kur’an-ı Kerim’den böyle biliyoruz. Allah-u Teâlâ Hazretleri herkese kendi emirlerini duyurmuş.

Onun için, tarih kitaplarını okurken, arkeolojik kazıları yaparken, takip ederken görüyoruz ki, her devirde Allah’ın varlığını, birliğini anlatan, insanları ahlâka, edebe, akla çağıran bir insan yollanmış.

Meselâ Sokrates diye biri var... Yunanlıların filozofu diyorlar. Şimdi bu Yunanlılar çok tanrılara, putlara tapıyorlar. Onların karşısına çıkıyor, tapmayın bu putlara diyor. Devlet bunu yakalamış. “Sen bizim tanrılarımıza neden dil uzatıyorsun? Neden bizim dinimizi tehdit ediyorsun? Kim söyledi sana bunları böyle yapmanı?.. Nereden çıkarıyorsun bir tanrıya ibadet etmeyi, Allah’ın varlığını, birliğini?..”deyince; rivayetlerde var bu, diyor ki: “Bana bir mânevî varlık geliyor, bunu böyle bildiriyor.” diyor. Yani çok tanrıya, çok puta tapan bir kavmin içinde, bir Allah’a ibadet etmeyi varlığını birliğini anlatan bir insan, “Bana bir melek geliyor, bunları bana bildiriyor.” diyor. Demek ki, onlara hakkı bildiren bir insan çıkmış.

 

Nemrut’un kavminde İbrahim AS’ın çıkıp: “Ey kavmim! Bu ellerinizle yaptığınız putlara niye tapıyorsunuz? Az önce bir taştı, ağaçtı; oydunuz, yonttunuz, niye tapıyorsunuz buna?.. Tapınmayın buna!..” dediğini biliyoruz.

Mısırlıları biliyorsunuz, firavunları var... Piramitler yapmışlar, mezarlar yapmışlar. Ama Mısır tarihini incelediğimiz zaman, firavunların tarihinin içinden de, insanın insana tapmaması gerektiğini, bir Allah’a ibadet etmeyi; Allah’ın varlığını, birliğini söylemiş olan insanların yaşadığını öğreniyoruz. Allah’ın sözüne delil getirmeye hacet yok ama, bütün bunlar, ilim ve irfan, arkeoloji ve tarih bize bildiriyor ki, her devirde, her yerde, “Lâ ilahe illallah” diyen, “Allah’tan başkasına tapınmayın!” diyen, “Putları rab edinmeyin, doğru yolda yürüyün, günahları bırakın!” diyen insanlar daimâ mevcut olmuş.

 

Peki peygamberlerin evveli Adem AS, ahiri de bizim peygamberimiz Muhammed Mustafa SAS... Bunların ikisinin arasında ne kadar peygamberler gelmiş geçmişse, biz onların cümlesine iman ettik, haktır ve gerçektir diyoruz. Yüzyirmidörtbin peygamber diyorlar, sayısını Allah bilir. Bu kadar peygamberler geldi geçti. Peygamber SAS Efendimizin asr-ı saâdetinden, o mübarek devirden sonra kıyamete kadar insanların hidayeti ne olacak?.. Daha eski ümmetlere, beldelere, kavimlere Allah peygamber gönderdiğini bildiriyordu. Peygamber Efendimiz ahir zaman peygamberi... Onun hayatından sonra insanların hidayete ermesi nasıl olacak?..

Peygamber SAS Hazretleri buyuruyor ki:

 

ÇáÚáãÇÁ æÑËÉ ÇáÇäÈíÇÁ (ÑÇãæÒÇáÇÍÇÏíË:١٧/٢٢٢)

 

(El ulemâü veresetül enbiyâ’) “İslâmın alimleri, dinin bilginleri; Allah’ın kitabını, Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini bilen insanlar, alimler, peygamberlerin varisleridir.” Ümmetin kendilerine emanet edildiği kimselerdir. Hani kıymetli bir şey itimatlı bir kimseye emanet edilmez mi? Kıymetli bir mal, mülk, zinet, para vs. emin bir kimseye emanet edilmez mi?.. Peygamberlerin ümmetlerini emanet ettikleri kimselerdir.

 

Onun için, Peygamber SAS Efendimiz’in zamanından kıyamete kadar, her zaman, her yerde yine Allah-u Teâlâ Hazretlerinin emrini tutan, yolunca giden, emrini öğreten, insanları doğru yola çağıran, ve insanlara Hakkı, hayrı gösteren insanlar daima mevcut olmuştur ve olacaktır. Artık hiç iyi insan kalmadı sözü yalandır, yanlıştır, hadislere aykırıdır. Her devirde böyle insanlar mevcut olacaktır ve mevcuttur. Aranızda vardır, her zaman var olacaktır. Hattâ hadis-i şeriflerde Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:

 

áÇÊÒÇá ØÇÆİÉ ãä ÇãÊì ÙÇåÑíä Úáì ÇáÍŞ ÍÊì

ÊŞæã ÇáÓÇÚÉ (ÑÇãæÒÇáÇÍÇÏíË:١٢/٤٧١)

 

(Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî zâhirîne alel hakkı hattâ tekùmes sâah) “Kıyamet kopuncaya kadar ümmetin içinden bozulmamış, hakkı tutan, hayrı gözeten, hak için çalışan bir grup insan mevcut olacak!.. Onlara hiç kimse yardım etmese bile, hiçbir zarar olmayacak. Onlar hak bildikleri yolda, tek başına kalsalar bile, az bir grup halinde kalsalar bile çalışacaklar.”

 Allah-u Teâlâ Hazretleri işte bizi o, beğendiği, razı olduğu taife-i merdıyyeden eylesin... Hakkı tutan haktan yana olandan eylesin... Bir de bu nefsini terbiye etme meselesini halletmeyi nasip eylesin...

 

Sen kızdığın zaman sen nefsine hakim olabiliyor musun?.. Sana hak geldiği zaman hakkı kabul edebiliyor musun?.. Batıl iş, yanlış bir iş yapınca sana ikaz edildiği zaman kabul edebiliyor musun?.. Sabredebiliyor musun, nimetlere şükredebiliyor musun?.. Allah’ın yolunda, Allah’ın emrettiği güzel ahlâka sahip olabiliyor musun? İşte onların hepsine sahip olmaya çalışmak lâzım!..

Bu da hastanın doktor elinde tedavi olduğu gibi mürşidi kamillerin dizinin dibinde oturarak, onların nasihatlerini dinleyerek, onların terbiyesini kabul ederek, o terbiyeyi alarak olur.

 

Yakın zamana kadar... Bizim büyüklerimiz anlatıyorlar ki, Allah selâmet versin Ömer Ziyaüddin Efendimiz’in oğlu Prof. Yusuf Ziya Binatlı diyor ki: “Bizim delikanlılığımız zamanında —siz delikanlıların şimdi neler yaptığını düşünün de bu sözleri anlayın— biz birbirimizle karşılaştık mı, birbirimize şöyle derdik; ‘Mirim —yâni emirim, komutanım, büyüğüm; ben senin emrindeyim, sen benim amirimsin gibi güzel bir ifade— hangi tekkeden feyz alıyorsun? Efendim, hangi mübarek zata müntesibsin?’ diye sorardık, biz birbirimize...” diyor. “Şimdiki zamanın delikanlıları da, ‘Hangi takımı tutuyorsun?’ diye soruyor.” diyor. Bakın, kavramlar ne kadar değişmiş. O zamanın gençliği, ne kadar güzel gençlikmiş.

Allah-u Teâlâ’nın en sevdiği kullar kimlerdir?.. Genç yaşındayken, nefsini yenip de Allah yolunda yürüyen, ibadet ve tâatte devam eden kimselerdir. Ne güzel ki, genç yaşında —zâten ağaç yaşken eğilir— nefis terbiyesini almak için terbiye müessesine gidiyor. Mekteb-i edebe gidiyor, kaydını yaptırıyor da, o çalışmaları yapıyor.

Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlemizi nefsini terbiye edenlerden, ömrünü Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin yolunda, güzel ahlâk ile, a’mâl-i sâliha ile geçirenlerden eylesin... Huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak, güzel, alnı açık, yüzü ak varmayı nasib eylesin... Cennetiyle, cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin...

 

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Kalabalık çok, izdiham fazla... Tabii, zaman geçiyor. Şimdi gelen kağıtlardan anladığım kadarıyla 28 Kur’an-ı Kerim hatmi, 32 Kelime-i tevhid hatmi, 3 Yâsin, 20 Salât-ı Tefriciye hatmi, 1 adet hatim, (Uşak Hakyol Vakfı), 20 bin Kelime-i Tevhid ve 1001 İhlası Şerif bir başka kardeşimizden, Antalya’dan 83 hatimi kardeşlerimiz Hocamız’ın ruh-i pâkine okumuşlar.

İlân etmiştik dergilerimizde: “Hocamız için şu şehirlerde toplantılar yapacağız. Ruhuna hediye etmek üzere herkes hatim okusun, tevhid çeksin, salât ü selâm getirsin ve sevaplarını o şehirlerdeki toplantılarımızda bağışlayalım!” demiştik. Şimdi bunlar gelmiş, beraberce bunların duasını yapalım. Ondan sonra da, ders tarifi istiyorlar, intisab etmek istiyorlar. Onların da tariflerini yapalım. Vakit de kalırsa sorular var soruların mühimlerini cevaplandırmaya çalışırız:

 

(İhlâs, Felak, Nâs, Fâtiha Sûreleri ve Eliflâm mim okunduktan sonra:)

 

 

 

Hatim Duası:

 

Sübhâne rabbiyel aliyyil a’lel vehhâb...

Elhamdü lillâhi hakka hamdihî ves salâtü ves selâmü alâ hayra halkıhî seyyidinâ ve senedinâ ve kurreti uyûninâ ve tâci ruusînâ muhammedinil mustafâ... Ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû biihsânin zevis sıdkı vel vefâ...

Yâ Rabbi, yâ Rabbi, yâ Rabbel Alemîn!.. Yâ mücîbed deavât!.. Yâ hafiyyel evtâd!.. Yâ ekremel ekremin!.. Cümlemizin yapmış olduğumuz ibadetlerimizi, taatlerimizi ve Hocamızın ruh-i paki için okumuş olduğumuz hatimleri, salât ü selâmları, Yasin-i Şerifleri, İhlâs-ı Şerifleri, kelime-i tevhid hatimlerimizi; ibadet, tâat, zikir ve tesbihatlarımızı, lütfunla, kereminle ya rabbi dergah-ı mecd-i ulûhiyyetinde ahsen ve etem olarak makbul eyle... —Afyon’dan üç hatim daha okunmuş— Ya Rabbi! Bu aciz, naçiz zikirlerimize, hatimlerimize, ibadetlerimize, tâatlerimize lutfunla, kereminle, o fazl u kereminden, o sonsuz gayb hazinelerinden ecr-i cezîl, sevab-ı kesîrler ihsân eyle...

Yâ Rabbel Alemîn!... Peygamber Efendimiz SAS:

 

ÚÜÜäÜÏ ßá ÎÜÜÜÊÜãÜÜÉò ÏÚÜæÉñ ãÜÓÜÜÜÊÌÜÇÈÜÉñ

(ÑÇãæÒÇáÇÍÇÏíË:٦/٣٢٠)

 

(İnde külli hatmetin da’vetün müstecabetün) buyurmuş. “Her hatim indirildiği zaman, yapılan duaları Allah lütfuyla, keremiyle kabul eder.” buyurmuş. Şu bizim yapmakta olduğumuz, yapacağımız duaları o makbul dualardan eyle...

Ya Rabbi! Hâsıl olan ücûr u mesûbatı evvelâ Peygamber Efendimiz, serverimiz, önderimiz, rehberimiz, canımız, başımızın tacı, gözümüzün nuru Muhammed Mustafa —aleyhi efdalüs salevât ve ekremüt tahiyyât vet teslîmât— Hazretleri’ne acizâne, fakîrâne, halisâne arz ve hibe ve hediyye eyledik, şu anda vasıl eyle yâ Rabbi!..

Peygamber Efendimiz’i cümlemizden hoşnud ve râzı eyle yâ Rabbi!.. Peygamber Efendimiz’in sevgisine, iltifatına, şefaatine, teveccühüne, rızâsına bizleri vasıl eyle yâ Rabbi!...

Peygamber SAS Efendimiz’in o yıldızlar misali kıymetli ashab-ı kiramına ayrı ayrı; Peygamber Efendimiz’in zevceleri, mü’minlerin anneleri olan validelerimiz Ümmehât-ı Müslimîn —rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn— Hazretleri’nin cümlesinin ruhlarına; Peygamber Efendimiz’in mübarek evlatlarının ve zürriyet-i tayyibesinin —rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn— hazretlerinin ruhlarına; ve Peygamber Efendimiz’in mânevî varisleri olan ulemâ-yı muhakkıkîn, evliyâ-yı kirâm sâdât ve meşayıh-ı turûk-u âliyyemizin; tâ Ebubekir Sıddîk ve Aliyy-i Murtazâ’dan, Peygamber Efendimiz’in asr-ı saâdetinden şeyhimiz, üstâdımız Muhammed Zâhid Bursevî’ye kadar, asırlar boyu dünyadaki İslâm Alemi’nin her tarafında yaşamış, gelmiş, geçmiş, göçmüş olan evliyâullahın, sadât u meşayıh-ı turûk-u aliyyemizin, mürşid-i kamillerimizin, ulemâ-yı muhakkıkînimizin ruhlarına ayrı ayrı hediye eyledik cümlesine vâsıl eyle yâ Rabbi!.. Ayrıca iki hatim daha indirilmiş; onların da sevaplarını dâhil eyle ya Rabbi!..

Peygamber SAS Efendimiz’in şefâati kübrâsına ve evliyaullah büyüklerimizin şefaatlerine, iltifatlarına, mânevî yardımlarına, himmet ve teveccühlerine cümlemizi mazhar eyle ya Rabbi!..

 

Yâ Rabbel Alemîn! Ahirete irtihal ve intikal etmiş olan bütün müslüman analarımızın, babalarımızın, dedelerimizin, ninelerimizin, ecdâd u ceddât, akraba u taalûkatımızın; ihvan kardeşlerimizin, yârânımızın, sevdiklerimizin, arkadaşlarımızın, dostlarımızın; bize hal-i hayatlarında dua vasiyet etmiş olanların, bizi de duadan unutmayın diye bizden dua bekleyen mevtâmızın ruhlarına da ayrı ayrı hediye eyledik vasıl eyle yâ Rabbi!..

Senin hazinelerin vermekle bitmez yâ Rabbi!.. Hepsine ayrı ayrı ihsan eyle yâ Rabbi!.. Hepsinin ruhlarını şad eyle yâ Rabbi!.. Hepsinin makamlarını a’lâ eyle yâ Rabbi!.. Nurlarını ve kabirlerindeki sürurlarını ziyade eyle yâ Rabbi!.. Kabirlerini cennet bahçesi eyle yâ Rabbi!..

 

Yâ Rabbi! Kendilerine bu sevabları hediye ettiğimiz, saydığımız kimselerin içinde dünyada işlediği kusurlardan, günahlardan dolayı kabirde azab görmekte olanlar varsa, azablarını def’ u ref’ u izâle eyle yâ Rabbi!.. Seyyiatlarını, günahlarını, hasenâta tebdil eyle yâ Rabbi!.. Ruhlarını şad eyle yâ Rabbi!.. Kabirlerini pürnur eyle yâ Rabbi!..

Yâ Rabbel Alemîn! Biz de bir gün gelip bu konduğumuz fâni alemden göçeceğiz, burası bir misâfirhânedir. Ahirete göçtüğümüz zaman, bizi de böyle arkamızdan hayır dualarla anacak evlâtlara, dostlara, arkadaşlara, salih halvetlere sahib eyle yâ Rabbi!.. Fâni hayatımızda bizlere nefsimizi ıslah etmeyi nasib eyle yâ Rabbi!..

Yâ Rabbi! Ahlâklarımızı düzeltmeyi nasib eyle!.. Yâ Rabbi! Günahlardan, haramlardan kurtulmayı nasib eyle!.. Yâ Rabbi! Bizde sevmediğin ne gibi hâl, huy, sıfat, fikir ve düşünce varsa bizi onlardan kurtar, meded yâ Rabbi!.. Sen yardım edersin. Yâ Rabbel Alemîn! Bizi bu kötü huylarımızdan, hallerimizden kurtar yâ Rabbi!.. Bizi sevdiğin haller ile hallendir yâ Rabbi!.. Bizi sevdiğin güzel sıfatlarla sıfatlandır yâ Rabbi!.. Sevdiğin güzel ahlâka sahib eyle yâ Rabbi!..

 

Sevdiğin güzel kullarına dost eyle yâ Rabbi!.. Sevdiğin güzel kullarının yolunda yürüt yâ Rabbi!.. Sevdiğin güzel amelleri işlemeye muvaffak eyle yâ Rabbi!.. Sevdiğin, temiz niyetlere sahip eyle yâ Rabbi!.. Kalbimizi pâk eyle yâ Rabbi!.. Kalbler de demirin paslarla paslandığı gibi paslanır; kalbimizin paslarını izâle eyle yâ Rabbi!.. Kalbimizi ışıl ışıl, şıkır şıkır çalışan kalp eyle yâ Rabbi!.. Gönlümüzün manevi perdelerini kaldır yâ Rabbi!.. Basiretlerimizi küşâde eyle yâ Rabbi!..

Cümlemize hakkı hak olarak görüp onu uymayı nasip et yâ Rabbi!.. Batılı batıl olarak görüp ondan sakınıp, kaçınmayı, uzak durmayı nasip et yâ Rabbi!.. Kendisini doğru yoldan sanıp da, aslında yanlış yolda yürüyen gafillerden etme bizleri yâ Rabbi!.. Cahillerden eyleme yâ Rabbi!.. Gafletten, cehaletten uyarıp kurtar yâ Rabbi!..

 

Yâ Rabbel Alemîn!.. Bizleri dinde fakih eyle... Özünü, aslını, mahiyetini tam ve doğru olarak anlayıp, kavramayı nasib eyle... Kur’an-ı Kerim’in ehli olmayı nasib eyle... Şu hatimlerini indirdiğimiz Kur’an-ı Kerim’in mânâsına da nüfûz etmeyi nasîb eyle... Mânâsını hayatımızda tatbik etmeyi nasib eyle... Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmayı nasib et... Kur’an-ı Kerim’in yolunda yürümeyi nasib et...

Peygamber SAS Efendimiz’in sünnetinden, yolundan ayırma yâ Rabbi!.. Bid’atlara bulaştırıp saptırma yâ Rabbi!.. Sırât-ı müstakimden ayaklarımızı kaydırma yâ Rabbi!.. İzzetten sonra bizleri zillete uğratma yâ Rabbi!.. Kabul edildikten sonra kapından kovulan kötü kullarından etme yâ Rabbi!.. Günden güne hali güzel olanlarından eyle yâ Rabbi!.. Salâh-ı hâl nasip eyle yâ Rabbi!.. Salih ameller işlemeye muvaffak eyle yâ Rabbi!..

 

Cümlemize helâl, güzel, temiz kazançlar nasip eyle yâ Rabbi!.. Haramlardan, günahlardan cümlemizi koru; gözlerimizi haram baktırma yâ Rabbi!.. Kulaklarımızla haramı dinlettirme yâ Rabbi!.. Dillerimizle yalanı, dolanı, haramı söylettirme yâ Rabbi!.. Ellerimizi harama uzattırma yâ Rabbi!.. Midemize haram lokma sokturma yâ Rabbi!.. Ayaklarımızla sevmediğin yollara yürütme yâ Rabbi!..

Yâ Rabbi! Gözümüzü ibret alan göz eyle... Kulağımızı hakkı duyan kulak eyle... Elimizi senin yolunda hayrı hasenata uzatmayı nasib eyle... Ayağımızı senin yolundan yürüyüp, senin dinine hizmet etmeyi nasip eyle... Her âzâ ve cevarihimizi her çeşit günahtan koru yâ Rabbi!.. Her türlü hayır işlemeye muvaffak eyle yâ Rabbi!..

 

Yâ Rabbi! Bu okuduklarımızdan hasıl olan ucûr u mesûbatı hassaten bu akşam aziz hatırası için, yâdı için toplandığımız şeyhimiz, mürşidi kamilimiz, esseyyid, elfadıl, kutbul aktâb ve gavsül vasılîn Muhammed Zâhid Kotku ibni İbrahim el-Bursevî Hocamız Hazretleri’nin ruh-i pakine hediye eyledik; vasıl eyle... Himmetlerini üzerimize hâzır eyle yâ Rabbi!..

Yâ Rabbel Alemîn! Beldelerimizi ve sair müslüman kardeşlerimizin beldelerini, her çeşit maddi ve manevi, semavi, arazi afetlerden, felaketlerden, kıtlıklardan, kuraklıklardan, sıkıntılardan koru yâ Rabbi!.. Halklarımızın, insanlarımızın içinde fasıkların, facirlerin, müşriklerin, kâfirlerin türemesinden, üremesinden koru yâ Rabbi!.. Beldelerimizi zalimlerin, fasıkların, facirlerin, kâfirlerin düşmanların hakim olmasından koru yâ Rabbi!.. İstilaya uğramış beldelerimizi kâfirlerden kurtar yâ Rabbi!..

 

Yâ Rabbi! Cümlemize senin din-i mübinine en güzel tarzda hizmetler vermeyi nasib eyle... Malımızla, canımızla, ağzımızla, gözümüzle, elimizle, her türlü âzâ ve cevarimizle din-i mübîn-i islâma hüsnü hizmetle hâdim olabilmemizi nasib eyle... Yavuz Sultan Selim sultanlığıyla kulağına kölelik küpesi takmış. Bizi de senin dininin hizmetçileri, köleleri eyle yâ Rabbi!..

Ömrümüzü rızâna uygun geçirmeyi nasib eyle yâ Rabbi!.. Gafletle geçirtme yâ Rabbi!.. İkaz eyle yâ Rabbi!.. Hâdî ismin hürmetine bizi hidayet üzere daim eyle yâ Rabbi!.. Yâ Rabbel Alemîn! Evladlarımızı, nesillerimizi, zürriyetlerimizi de koru... Onları imandan sonra küfre düşürme yâ Rabbi!.. Onları bizlerden daha da iyi eyle yâ Rabbi!.. Yeniden has, halis ve kâmil müslüman bir nesil ihsân eyle yâ Rabbi!..

 

Müslümanların arasındaki tefrikaları, ihtilafları, hasetleri, çekişmeleri, rekabetleri izâle eyle yâ Rabbi!.. Müslümanların gönüllerini birbirleriyle cem ve te’lif, birlik ve beraberlik içinde eyle yâ Rabbi!.. Kâfirlerin birliklerini perişan eyle yâ Rabbi!.. Ehl-i küfrü, ehl-i fesâdı perişan eyle yâ Rabbi!.. Müslümanların aleyhine yaptıkları hileleri kendi aleyhlerine ma’kûs eyle yâ Rabbi!.. Kendilerini zarara sok yâ Rabbi!.. Müslümanlara zulmetmiş olan zalimlerin, kâfirlerin mallarını, canlarını, evlâtlarını, iyallarını ve her çeşit imkânlarını müslümanlara ganimet olarak ihsan eyle yâ Rabbi!.. Diyarlarını müslümanlara bahşeyle yâ Rabbi!..

İslâm’ı dünyanın her yerine yaymaya bizi muvaffak eyle yâ Rabbi!.. Senin din-i mübinine hizmet için kurduğumuz vakıflarımızı, derneklerimizi, radyolarımızı, gazetelerimizi, yapmış olduğumuz faaliyetlerimizi hayırlı faaliyetler eyle yâ Rabbi!.. Semereli çalışmalar yapmayı nasib eyle yâ Rabbi!.. Bizim çalışmalarımızla da insanların doğru yola gelmesini nasib eyle yâ Rabbi!.. Gafillerin uyanmasını nasib eyle yâ Rabbi!.. Şaşıranların hidâyete ermesini nasîb eyle yâ Rabbi!.. İmansızların imana gelip, hidâyete ermesini nasîb eyle yâ Rabbi!..

 

Ömrümüzü rızâna uygun, hayırlı, verimli, feyizli geçirmeyi nasip eyle yâ Rabbi!.. Mü’minin ömrünün uzun ve hayırlı olması makbuldür; cümlemize uzun ve hayırlı ömürler ihsan eyle yâ Rabbi!.. Ömürlerimiz bir gün gelip elbette nihayete erecektir. Abdestliyken, oruçluyken, dilimiz zikrinle meşgulken, ayağımız hayırlı bir yolda iken, cami yolundayken, hac yolundayken, umre yolundayken, cihad yolundayken, İslâm’a menfaat yolunda iken; gözümüzden perdeler kaldırılıp da yâ Rabbi cennetdeki makamlarımızı, nimetlerimizi göstere göstere, aşk ile, şevk ile “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlüh” diye diye, şu can emânetimizi sevdiğin bir kul olarak, mü’mini kâmil olarak teslim etmeyi, mü’mini kâmil olarak öbür aleme göçmeyi cümlemize nasib eyle yâ Rabbi!..

 

Kabrimizi cennet bahçesi eyle yâ Rabbi!.. Kabir içinde şu okuduğumuz, hatimler indirdiğimiz Kur’an-ı Kerim’leri bize yoldaş eyle... ibadet ve tâat, hayrât ve hasenatlarımızı kabirlerimizde yoldaş eyle yâ Rabbi!.. Kabirden kalktığımız zaman, bizi Peygamber SAS Efendimiz’in Livâül Hamd’i altında peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, salihlerle, mürşidi kamillerimiz, evliyaullah büyüklerimizle beraber haşr eyle yâ Rabbi!..

Mahşer gününün sıkıntılarına bizleri düşürtme yâ Rabbi!.. Defter, divan açtırıp, hesaba çekip bizleri mahşer halkına mahcub düşürtme yâ Rabbi!.. Settar ismin hürmetin ayıplarımızı, günahlarımızı setr eyle yâ Rabbi!.. Gaffar isminin hürmetine bizleri mağfiret eyle yâ Rabbi!.. Affedicisin, affetmeyi seversin; bizleri affet yâ Rabbi!.. Erhamer rahimînsin; bizlere merhametinle muamele eyle yâ Rabbi!.. Ekremül ekremînsin; yâ Rabbi, bize amellerimizden çok çok mükafatlandırmayı taltif eyle...

Arşı A’lâ’nın gölgesinde gölgelendir yâ Rabbi!.. Defter divan açmadan bigayr-i sebk-i azâbin ve ikabin duhûl-i evvelîn ile Firdevs-i A’lâ’na, Peygamber SAS Efendimiz’in arkasından dahil eyle yâ Rabbi!.. Peygamber SAS Efendimiz’e Firdevs-i A’lâ’da komşu eyle yâ Rabbi!.. Havz-ı Kevser’inden doya doya nûş etmeyi cümlemize nasib eyle yâ Rabbi!.. Senin cemâlini gören, selâmına eren, Rıdvân-ı ekberine vasıl olan kullarından eyle yâ Rabbi!..

İsm-i A’zâm’ın hürmetine yâ Rabbi!.. Esmâ-i Hüsnâ’n hürmetine yâ Rabbi!.. Kur’an-ı Azîmüşşân hürmetine yâ Rabbi!.. Habib-i Edîbin Muhammed Mustafa’n hürmetine yâ Rabbi!..

Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yesıfün... Ve selâmün alel mürselîn... Vel hamdü lillâhi rabbil âlemîn... El-fâtiha!..

 

 

Zikir Dersi Târifi:

 

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Önce berâber tevbe edelim, diyelim cümle günahlarımıza:

“Estağfirullaaah... (15 defa) El’azîm, elkerîm, errahîm, ellezî lâ ilâhe illâ hu... El hayyel kayyûm ve etûbü ileyh... Ve es’elühüt tevbete vel mağfirete vel hidâyete lenâ innehû hüvet tevvâbür rahîm... Tevbete abdin zâlimin linefsihî lâ yemlikü linefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ...

Allahümme ente rabbî... Lâ ilâhe illâ ente halaktenî... Ve ene abdüke... Ve ene alâ ahdike ve va’dike mestetağtü... Eûzü bike min şerri mâ sana’tü... Ebûu leke bi ni’metike aleyye... Ve ebûu bizenbî... Fağfirlî... Feinnehû lâ yağfiruz zünûbe illâ ente...”

 

Peygamber Efendimiz’in bu duasını okuyarak tövbe ettik; Rabbimiz tevbemizi kabul etsin... Geçmiş bütün günahlarımızı silsin, affeylesin... Hayatımızın bu akşamı bir dönüm noktası olsun... Bundan sonraki ömrümüzü haramlara, günahlara, veballere bulaşmadan, karışmadan sevdiği kul olarak yaşamayı Mevlâm cümlemize ve cümlenize nasib eylesin...

Devamlı abdestli gezin, hiç abdestsiz yere ayak basmamağa çalışın!.. Abdestliyken şeytan yanınıza sokulamaz. Devamlı abdestli gezmek Peygamber Efendimiz’in adetiymiş. Siz de devamlı abdestli gezeceksiniz.

Sonra her gün, Allah-u Teâlâ Hazretleri’ni zikir vazifesini yapacaksınız. Allah-u Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetlerinde emrediyor:

 

íÇ ÇíåÇ ÇáĞíä ÇۤãÜäæÇ ÇĞßÜÜÑæÇ Çááå ĞßÑğÇ ßÜÜËíÜÑğÇ

(ÇáÇÍÒÇÈ:٤١)

 

(Yâ eyyühellezîne âmenüzkürullàhe zikren kesîrâ.) “Ey iman edenler Allah’ı çok zikreyleyin!” Peygamber SAS Hazretleri de buyuruyor ki: “Allah’a zikirden daha sevgili bir ibadet yoktur.” En sevdiği ibadet zikirdir.

Onun için zikir vazifenizi yapın!.. Gününüzün hangi saati size uygun düşüyorsa, —ister gündüz, ister gece; serbestsiniz— müsait olduğunuz zaman seccadeye oturun, kıbleye dönüp diz çökün, gözünüzü kapatın, Allah’ı zikredin!..

Evvelâ, 25 defa “Estağfirullah” deyin! Sonra, 1 Fâtiha 3 Kulhüvallah okuyup, bunları Peygamber Efendimiz’e ve pirlerimize hediye edin. O mübareklerin mânevî yardımlarını, himmet ve teveccühlerini isteyin! İsteyene verirler; isteyin... Bizim Nakşî, Kàdirî, Kübrevî, Sühreverdî, Çeştî tarikatlarından selâhiyetimiz var. Tabi siz de bize bağlanınca bu selâhiyetleri almış oluyorsunuz. Tabii, o tarikatların pirlerinin hepsi bizim büyüklerimiz olmuş oluyor. Onların ruhlarına böyle bir Fatiha, Üç İhlâs-ı Şerif okuyup gönderiyoruz. O mübareklerin himmet ve teveccühlerini talep ve niyaz ediyoruz.

 

Sonra, rabıta-i mevt yapacaksınız. Tefekkür, sadece kafadan fikirleri geçirmekle olur. Ama rabıta’da göz önüne getirmek vardır. Göz önüne getireceksiniz. Nasıl öleceksiniz bakalım?.. Azrail nasıl göğsünüze oturacak, canınızı nasıl damarlarınızdan çatır çatır çıkartıp alacak?.. Ne olacak bakalım?.. O acılar ve ızdıraplar...

Peygamberimiz SAS buyuruyor ki: “Ölümün acıları, insanın bin kılıç darbesini ayrı ayrı yemesi gibidir.” Allah-u Teâlâ Hazretleri az ağrı, âsân ölüm, kamil iman ile mü’mini kâmiller olarak göçmeyi nasib eylesin...

Nasıl öleceğinize düşünün. Nasıl namazınız kılınacak?.. Nasıl kabre koyacaklar?.. Kabirde melekler gelip nasıl sorgu sual edecek?.. “Rabbin kim?.. Peygamberin kim?.. Dinin ne?.. Kitabın ne?.. Kıblen neresi?..” diye bunları soracak melekler... Bunları doğru cevaplarsan, kabrin cennet bahçesi gibi olacak.

 

Ondan sonra kıyâmet nasıl kopacak?.. Mahşer gününde insanlar nasıl sıkıntı çekecek?.. Mahkeme-i Kübrâ’ya nasıl çekilecekler?.. Nasıl sorguları sualleri olacak?.. Nasıl haklar alınacak, verilecek?.. Bunlar haktır ve gerçektir. Bunlar olacak mı; olacak!.. Cennet haktır, cehennem haktır, sırat haktır, mîzan haktır, Mahkeme-i Kübrâ haktır...

Nefsinize diyeceksiniz ki: “Ey nefsim, sen ne yapıyorsun? Sen deli misin, divâne misin?.. Sen ölürsen, hazırlıksız ahirete göçersen, ahirette ne yapacaksın?.. Ahirette Allah’ın sevmediği bir kul durumunda olduğun anlaşılırsa, feryâd ü figan fayda verir mi?.. Dünyâdayken, aklını başına topla!.. Cehennemden kendini kurtarman için ne yapman gerekiyorsa, yap!..”

Nedir onlar?.. Helâl işleri yapmak, Allah’ın emirlerini, farzlarını tutmak; haram işleri terketmek... Haramları terkedeceksin, tatlı da olsa; Allah’ın emirlerini tutacaksın, acı da olsa... Çünkü, cehennemden kurtulmak için bu şart... Cehennemden kurtulmağa bak, Cennet elden kaçırmamağa bak!..

Cenneti elden kaçırmak kadar büyük mahrumiyet olur mu?.. Allah’ın sevdiği kulları koyduğu, her türlü nimetleri topladığı o güzel cennete girememekten büyük mahrumiyet olur mu?.. Hiç bir şey yapmasalar, cehenneme atmasalar; cennete sokmasalar cezâ olarak yetmez mi?.. Yeter.

Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi cennete girenlerden eylesin... Cehenneme girmeyip, azab ikab görmeden cennete girenlerden eylesin...

 

İşte, nefsinize diyeceksiniz ki: “Ey nefsim, aklını başına topla! Ömrünün kıymetini bil, ölmeden evvel bu hazırlıkları yap!.. Cenneti kazanmağa çalış, cehennemden kendini kurtarmak için gayret et!.. Çünkü öldüğün zaman, iş bitiyor, çaresi kalmıyor. Defterin dürülüyor.” diyeceksiniz. Nefsinize bu ölümü hatırlatacaksınız muhterem kardeşlerim!..

Ölüm, insanın kıyametidir. Peygamberimiz Efendimiz buyurdu ki:

 

ÇáãæÊ ÇáŞíÇãÉ

 

(Elmevtü elkıyâmeh) “Ölüm kıyâmet demektir.”

 

ÇĞÇ ãÇÊ ÇáÇäÓÇä İŞÏ ŞÇãÊ ŞíÇãÊå

 

(İzâ mâtel insânü fekad kàmet kıyâmetühû) “İnsan öldü mü, kıyameti kopkmuş demektir.” Başka kıyamete ne lüzum var!.. Onun için, ölümü hatırınızdan çıkartmayacaksınız ki, bu nefis ölüm korkusuyla yenilir. Başka türlü ıslah olmaz bu nefs-i emmâre... Ölümü çok düşüneceksiniz. Ölümü çok düşünmek kalbi nurlandırır, nefsi ıslah eder. İnsanı uyandırır, ahirete hazırlandırır, ölüme ait tedbirini aldırtır. Gafil olarak göçmemek için, hazırlıklarını yaptırtır.

 

Onun için, her gün zikre oturunca 10–15 dakika düşüneceksiniz ki, bir şafak atsın bakalım... İçinize bir yangın düşsün bakalım... Hiç bir şey görmeyip, düşünmeyip de, “Kah kah kah... Kih kih kih...” gülüp de, ondan sonra ansızın Azrâil Aleyhisselâm insanın karşına gelse, “Hadi bakalım, vâden bitti, ver canını!..” derse ne yapacak?.. “Şöyle olacaktı, böyle olacaktı, tövbe edecektim, borçlarımı ödeyecektim, hacca gidecektim, sakal bırakacaktım...” Hadi bakalım geçti...

Ölümü böyle düşünün, nefsinizi böyle muhasebe edin! Bu bir vazifedir ve çok sevabdır. Zikre oturduğunuz zaman, evvelâ bu rabıta-i mevti yapacaksınız.

 

İkincisi, rabıta-i mürşid yapacaksınız: Bizi karşınıza göz önünüze getirin! Mehmed Zahid Hocamız oturmuş, ben aciz kardeşiniz oturmuşum, mürşidlerimiz oturmuş diye böyle mübarek pirlerimizi göz önüne getirin! Gönlünüzü gönlümüze bağlayıp, gelecek olan feyz-i ilahiye muntazır olun!..

Çünkü insan, evliyâullah büyüklerine rabıta yaptığı zaman, onların hayalini gözünün önüne getirdiği zaman, onların ruhaniyetinden kendisine çok feyizler gelir. Çok feyizlere nail olur. Mânevî bakımdan terfî eder, yükselir, ilerler. Tarikattaki seyr u sülûkunda gelişme olur, güzel hallere nâil olur. Buna da rabıta-i mürşid derler.

Bilin ki, siz yalnız kaldığınız zamanda bile sizi gören, bilen var... Evliyaullah büyüklerimizin ruhâniyeti etrafımızdadır. Allah-u Teâlâ Hazretleri her yerde hâzır ve nâzırdır, görüyor, biliyor. Hiç bir yerde yalnız değilsiniz. Onun için, huzurda bulunmanın edebini takının!.. Daimâ huzur-u ilâhide olduğunuzu bilerek, Allah’ın sizi gördüğünü bilerek hareket edin!.. Makam-ı ihsân bu...

Rabıta-i mürşid 15–20 dakika sürerse iyi olur, feyziniz çok olur. Bu çalışmanın sonunda çok güzel haller hâsıl olur, Allah’ın izniyle...

 

Üçüncüsü de, rabıta-i huzur yapacaksınız. Yâni, huzur-u ilâhide olduğunuzu düşünüp, başınıza kalbinize şöyle eğip, kalbinize nazar edeceksiniz. Kalbiniz sizin iç aleminizdir, iç aleminize nazar edeceksiniz. İç alemi uçsuz bucaksız, engin bir alemdir. Ucu tâ Arş-ı A’lâ’ya kadar varır. O alemde Allah’ınhuzurunda olduğunuza düşünün... Deyin ki: “Yarabbi ben senin kulunum, sen alemlerin Rabbisin!.. Ben bir hiçim... Sen beni yarattın, nice nimetlere mazhar eyledin... Nice nice lütuflarına garkeyledin de, ben sana güzel kulluk yapamadım. Çok mahcubum yâ Rabbi!.. Beni affet, beni mağfiret eyle... Beni de seni zikreden zâkir, nimetlerine şükreden şâkir kullarının arasına kabul eyle... Ben de onların arasına gireyim, ben de onların yolunda gideyim, tevfikini refik eyle yâ Rabbi!..” dua edin!..

 

Böylece Allah’ın sizi gördüğünü düşünerek, elinize tesbihi alıp zikrinize başlayın:

 

1. Evvelâ 100 defa “Estağfirullah” deyin!.. Ne demek?.. Yâ Rabbi, beni afvü mağfiret eyle... Ben affımı istiyorum, mağfiret edilmemi istiyorum senden demek... Bunlar hadis-i şeriflerle Peygamber Efendimiz’in tavsiye ettiği zikirlerdir. Onun için kıymeti çoktur.

 

2. 100 defa “Lâ ilâhe illallah” deyin!..

Allah’ın varlığını, birliğini, yâni tevhid akidesini, erbâb-ı tasavvuf kadar güzel anlamış hiç kimse yoktur!.. Erbabı tasavvuf anlamıştır. Vahdetin sırrına, tevhidin sırrına erbâb-ı tasavvuf ermiştir. Ötekilerin hepsi uzaktan bilmeden, görmeden konuşmaktadır.

Onun için, Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin o güzel adını (Lâ ilâhe illallah) “Yâ Rabbi senin şerîkin, nazîrin, eşin, benzerin, mislin yok!.. Yâ Rabbi, her şey senin dergâhından istenir. Sen ehadsın, samedsin, teksin!” diye, o mânâları düşünerek “Lâ ilâhe illallah” deyin.

 

3. Sonra şevkiniz, aşkınız galebe çalsın. 1000 defa “Allah... Allah... Allah...” diye, Allah’ın o ulu ismini ism-i a’zamını zikredin!..

Allah ismi uludur, çok uludur, çok yücedir. Çünkü, bütün Esma-ı Hüsnâ’nın mânâsı Allah isminin içinde vardır. Allah ismi ne demek?.. Bütün Esma-ı Hüsnâ’nın mânâsı demek... Hepsi onun içinde vardır. Onun için, Allah sözü Allah zikri, çok muazzam bir zikirdir. Hem de dile çok kolaydır, çok hafiftir. “Allah... Allah... Allah...” diye bin defa Allah’ı zikredin!.. Her 100 defasında,

 

 Çáåì ÇäÊ ãŞÕÜÜæÏì æÑÖÜÜÇß ãØáÜÜæÈì

 

“İlâhî ente maksûdî ve rıdàke matlûbî” demeyi büyüklerimiz şart koşmuşlar, ille bunu diyeceksin demişler. Niye bunu demişler, bu sözün mânâsı nedir?.. (İlâhî ente maksûdî) “Yâ Rabbi! Benim muradım, gayem, maksûdum, hedefim, istediğim sensin! Seni istiyorum yâ Rabbi!.. (ve rıdàke matlûbî) Senin rızâna kavuşmak istiyorum, rızânı elde etmek istiyorum yâ Rabbi!..”

Onun için, bu sözü ezberleyin! Bu bizim her şeyde ana düsturumuzdur. Niye namaz kılıyoruz?.. Allah’ın rızâsını istediğimiz için... Niye oruç tutuyoruz?.. Allah’ın rızâsını istediğimiz için... Niye zekât veriyoruz? Allah’ın rızasını elde etmek için... Niçin hacca gitmek istiyoruz?.. Allah’ın rızâsını elde etmek istediğimiz için... Niye sabrediyoruz, niye şükrediyoruz, niye hayır yapıyoruz, niye cami yapıyoruz, niye ilim öğreniyoruz, niye emri bil maruf nehyi anil münker yapıyoruz, niye cihad ediyoruz, niye can veriyoruz, niye şehid oluyoruz, niye gazi oluyoruz?.. Allah’ın rızâsını elde etmek için...

 

4. Sonra, 100 defa salevât-ı şerîfe getiriyoruz.

Peygamber Efendimiz’e salevât-ı şerifeler getirenler hakkında çok müjdeler vardır. Sevabı çoktur, salât u selâm getirmenin... Bir kere şunu söyleyeyim muhterem kardeşlerim, Allah-u Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki:

 

İÇĞßÑæäì ÇĞßÑßã (ÇáÈŞÑÉ:١٥٢)

 

(Fezkürûnî ezkürküm) “Siz beni zikredin, ben de sizi zikredeyim." Bundan büyük şeref olur mu?.. Sen Allah-u Teâlâ’yı zikredeceksin; Allah-u Azimüşşan, alemlerin Rabbi de sana buyur diyecek, o da seni zikredecek... Bundan büyük şeref olur mu?.. Onun için zikrin şerefi çok yüksektir. Hafifliğine, kolaylığına rağmen sevabı çok büyüktür.

Zikir böyle olduğu gibi Peygamber Efendimize salatü selam getirmek de neyi gerektirir?.. Peygamber Efendimiz’in selâmınıza karşılık vermesini gerektirir. Sen birisine selam verirsen ne diyor?.. “Aleyküm selâm!” diyor. Resulullah demiyecek mi?.. Diyecek. Rasûlüllah’ın duasını kazanacaksın.

 

Bak beraber hac ettiğimiz hacı kardeşlerimizden birisi anlattı: “Dün yanımda bir genç bana bakıyordu. Sonra ağlamaya başladı. Tanıştık, konuştuk.” diyor. “Rasûlüllah’ı görüverdim de gözlerim ondan yaşlı, ondan ağlıyorum.” demiş. Ne mutlu bak, Allah’ın bazı kullarına görünüyor Rasûlüllah SAS... Niye sen göremiyorsun?.. Niye görmediğine üzülmüyorsun?.. Niye görmenin çarelerini aramıyorsun?.. Niye onun selamını kazanmak istemiyorsun? Niye salât ü selâm getirmiyorsun?

Sen ona salât ü selâm edeceksin, o da sana selam verecek. “Ümmetimden bir fert bana salât ü selâm ederse, melekler onu bana arz eder. Ben de o bana selatü selam getiren ümmetimin adını yanımdaki nurdan deftere kaydederim.” buyuruyor Peygamber Efendimiz... Meleklerin Peygamber Efendimiz’e anında bildirdiği muhakkak...

 

Sonra, bir acâib hadis-i şerif daha var ki, esrarı acâib bir hadisi şerif... Diyor ki: “Ben kabrimde, bana salât ü selâm getirildikçe dirilirim.” diyor Peygamber Efendimiz...

Dünyada sadece müslümanlar Eskişehir’de değil ki! Dünyanın her yerinde müslüman var... Burası gece iken, öbür tarafı gündüz... Burası öğle, şurası ikindi... Dünyanın her yerinde her zaman, “Eşhedü enne muhammeder rasûlüllah” diye ezanlar okunuyor, salât ü selâmlar getiriliyor... Melekler Peygamber Efendimiz’e bunu götürüyorlar, tebliğ ediyorlar. Efendimiz kabri içinden, bir güzel dua ile bunlara cevap veriyor.

Sen niye buna katılmıyorsun?.. Niye Allah’ın sevgilisi Muhammed Mustafâ’sını zikretmiyor, salât ü selâmını almıyorsun?.. Yüz defa da salât ü selâm getireceksin!.. Yanlış mı bu söylediklerim?.. Hepsi hadisi şeriflerde var...

 

5. Sonra, 100 defa da Kulhüvallahuehad Sûresi’ni okuyacaksın!.. Neden?.. Bu da çok sevab... Bir Kulhüvallahuehad Sûresi’nin sevabı, üçtebir Kur’an-ı Kerim kadar... Öyle buyurmuş Peygamber Efendimiz:

“—Sizden biriniz Kur’an-ı Kerim’in üçte birini okuyupta uykuya yatmaktan aciz mi?..”

Demişler ki:

“—Yâ Resulallah! Nasıl okuyalım her akşam Kur’an-ı Kerim’in üçtebirini?..  Kur’an-ı Kerim 600 sayfa, üçtebiri 200 sayfa; nasıl okuyacağız?..”

Demiş ki:

“Kulhüvallahuehad Sûresi’ni okumanın sevabı, Kur’an-ı Kerim’in üçte bir sevabı kadardır.”

Bunu herkes biliyor, çocuklar da biliyor. Bunu da mânâsını bile bile okuyacaksınız!..

 

Muhterem kardeşlerim!

Avusturya’lı İlahiyatçı birisi müslüman olmuş. İlâhiyat tahsili yapmış papazken, gelmiş müslüman olmuş. Bizim bir doktor kardeşimiz var, Avusturya’da okumuş; ona demiş ki: “Ben bu İhlâs Sûresi’nin içindeki anlatım kadar Allah’ı güzel anlatan, başka bir anlatımı dünyanın hiçbir yerinde duymadım. Hiçbir metin, hiçbir kitap, hiçbir satır, hiçbir paragraf duymadım. Bu çok güzel anlatıyor. Ve her seferinde ben, bu Kulhüvallahuehad’ı okurken eriyorum!”demiş.

Biz okuyoruz, erimiyoruz neden?.. Kanıksamışız. Kanıksamak, umursamamak çok kötü bir huydur muhterem kardeşlerim!.. Peygamber Efendimiz SAS buyuruyor ki: “İnsanın imanı eskir içinde... İnsanların imanları eskileşir, yıpranır. İmanlarınızı ‘Lâ ilâhe illallah’ diyerek yenileyin!” diyor. Yenilenmesi lâzım!.. Aşkının, şevkinin tazelenmesi lâzım!..

 

Yüz de Kulhüvallahuehad  Sûresi okuyacaksınız. Bunların hepsini şuurlu olarak, mânâsını düşüne düşüne yapın! Gaflet ile yapmayın!..

Peygamber Efendimiz’e sormuşlar:

“—Hangi cihad yapan, namaz kılan, hangi zekat veren, hangi hac yapan daha faziletlidir?”

Amelleri böyle sormuşlar. Cevabında buyurmuş ki:

“—Şuurlu, zikri, hatırlaması en çok olanın sevabı en çoktur.”

Cihad yaparken kim şuurlu, Allah’a bağlı ise, Allah’ı en çok hatırlıyorsa, onun sevabı en çoktur. Namazı kılarken Allah’ın divanında olduğunu kim en iyi düşünüyorsa, o en sevaplıdır. Zekâtı verirken, Allah’ı aklında en çok kuvvetli olarak kim tutuyorsa, sevabı çok olan odur. Onun için, şuurlu yapmaya çalışalım muhterem kardeşlerim!..

 

Günlük zikirleri yaptınız, çektiniz, elinizi açıp dua edin. Çünkü Allah zikri sever, zikirden sonra tam duanın zamanı gelmiştir. El açıp dua edin. Kendinize dua edin, anne babanıza dua edin! Peygamber Efendimiz, anne babasına dua etmeyen evlâdın, cezaya uğrayacağını bildiriyor. Ana babanıza hayırlı dua edin!..

Biliyor musunuz: İnsanın hocası, mürşidi ana babasından önde gelir. Onun için, hocalarınıza dua edin. Hocamız’a ikiyüz küsür hatim ettik. Şimdi Hocamız’a —cennet mekân— hediye ettiğimiz zaman, hem onun makamı artıyor, hem de biz istifade ediyoruz.

Bizi de duadan unutmayın! Müslümanları duadan unutmayın!.. Dünyanıza, ahiretinize ait hayırları el açıp isteyin. Allah’a özene özene dua edin. Çünkü, dua da ibadettir.

 

Şimdi size zikir telkin edeceğim. Peygamber Efendimiz sahabesine zikir telkin etmiştir; o an’aneyi devam ettiriyoruz. Beni dikkatle dinleyin:

—Lâ ilâhe illallah... Lâ ilâhe illallah... Lâ ilâhe illallah...

Buyurun söyleyin, Allah şahid olsun:

(—Lâ ilâhe illallah... Lâ ilâhe illallah... Lâ ilâhe illallah...)

—Allaaah...

(—Allaaah...)

—Allaaah...

(—Allaaah...)

—Allaaah...

(—Allaaah...)

—Şimdi ağzınızı yumun, gözünüzü kapayın! İçinizden sessiz olarak devam edin!

.........................

Allah mübârek etsin... İşte böyle sessizce, kimsenin anlamayacağı şekilde içten zikretmek, zikirlerin en sevaplısıdır. Zikrin sevabının katsayısı yetmişbindir; bu da ondan yetmiş kat daha sevap olduğu için dörtmilyon dokuzyüzbin eder katsayısı... Kalbinizi bu zikre alıştırın!.. İçinizden kendinizi tutup da zikrettiğiniz gibi, yolda, işte, çalışırken, gezerken, otururken, yatarken kalbiniz, “Allah... Allah... Allah...” diye Cenâb-ı Mevlâ’nın zikriyle meşgul olsun. Her anınız ibadet olsun..

 

Bizim yolumuz Peygamber SAS Efendimiz’in yolundan, sünnetinden yürüme yoludur... Bid’atlardan uzak durma, takvâ yoludur. Ruhsatlarla değil azimetlerle amel etme, garantili yoldan yürüme yoludur. Sahabe-i kirâm gibi müslümanlığı yaşama, Kur’an-ı Kerim’in ehli olma yoludur. Onun için Peygamber Efendimiz’in sünnetine uygun yaşayın!..

Namazlarınızı camide cemaatle kılın; bu, kuvvetli sünnettir. Erkeklerin camide namaz kılması çok kuvvetli sünnettir. Cemaati, camiyi terketmeyin!.. Farz namazları sünnetleriyle kılın! Ayrıca çok sevaplı bazı namazlar var, onları tavsiye ederim:

 

1. Sabah namazından sonra evradla, zikirle, Kur’an ile meşgul olun! Kerahat vakti çıkınca işrak namazı kılın!.. Hadis-i şeriflerde Peygamber Efendimiz’in sevdiği ve yaptığı bildiriliyor.

 

2. Sabah ile öğlenin arası geniştir. 9-10-11 de şöyle bir arada dört rekât duhâ namazı kılın!

 

3. Akşam namazının sünnetinin arkasından evvâbin namazı kılınır. Çok günahların affına sebep olan kuvvetli bir namazdır. İki rekât, dört rekât, altı rekât kılınabilir.

 

4. Gece yatarken taze abdest alacaksınız. İster sıkışık olmayın, ister sıkışık olun, gece yatarken abdestinizi tazeleyeceksiniz, rahatlayacaksınız; tenbellik yapmayın! 4 rekât namaz kılıp abdestli yatacaksınız.

Abdestli yatan bir kulun bütün gecesi sabaha kadar ibadete yazılır, kıymetli arkadaşlarım. “Gökyüzünden melekler ve huriler onun vücudunu nur olarak görürler. Rağbet edip gelirler, etrafına izdihamlı bir şekilde yığılırlar.” diyor Peygamber Efendimiz... Şeytan yanına sokulamaz. Abdestli iken ölürse, iman ile göçmesine garanti olur. Bütün gece ibadet sevabı yazılması güzel bir şey... Onun için böyle yapmağa dikkat edin!..

 

5. Geceleyin de uykunuzdan kalkıp, teheccüd namazı kılın! Bu da çok sevab... Geceleyin kılınan iki rekat namaz, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden bile daha hayırlıdır. Çünkü, göğün kapıları geceleri açılır. Başka zaman geçilemeyen kapılar, meleklerin bile geçirilmediği kapılar, geceleyin ardına kadar açılır. Miracdan bilmiyor musunuz, söylemedi mi hocalar ki, Cebrail AS Peygamber Efendimiz’i göğün kapılarından geçirirken, göğün kapısının vazifeli meleği diyor ki:

“—Sen kimsin?”

“—Ben Cebrailim!” diyor.

“—Yanındaki kim?”

“—Muhammed SAS...”

“—Ona izin verildi mi ki?”

“—Evet izin verildi.”

“—Hadi o zaman geçin!..”

Manzarayı, sahneyi düşünün! Azameti düşünün!.. Allah-u Teâlâ Hazretleri kullarına sesleniyor: “Ey kulum! Bir isteğin varsa, iste; vereceğim! Tövbe edersen, tövbeni kabul edeceğim! Bir muradın varsa, muradını yerine getireceğim!” dediği zaman, insanlar uyuyorlar. Sabah olunca da rızık arıyacağız diye kalkıp gidiyorlar.

Çok gafiliz biz arkadaşlar!.. Allah bizi gafletten uyarsın, gerçekleri göstersin... Gece ibadetini tavsiye ediyoruz bu yüzden...

 

Pazartesi, perşembe günleri oruç tutmayı tavsiye ediyor büyüklerimiz... Oruç insanın kalbini yumuşatır, inceleştirir. Nefsini ıslah eder. Çok yemek insanın nefsini kabartır. İnsan çok yedi mi, azar. Oruçları tutun, şu nefis yola gelsin, şu kalb nurlansın!..

İlim öğrenin; Kur’an öğrenin, Arapça öğrenin, hadis öğrenin!.. Şu Kur’an-ı Kerim’in dilini, şu ibadetlerde söylediğimiz sözleri bilmemek ayıp değil mi?.. Allah’ın kelâmını bilmemek ayıp değil mi?.. Arapça bilmediği için, evradı okurken uyuyor kardeşim... Halbuki gözlerinden yaş dökülecek, tüyleri ürperecek. Onun için de, Arapça öğrenmek lâzım!..

Hadis-i şerifleri öğrenin, evliyâullahın hayatlarını okuyun!.. Büyük zatlar nasıl yaşamışlar; öğrenin!.. Yalan değil gerçek, sahih rivayetlerden öğrenin!..

 

Ben orta okul talebesi idim. Hocamız Cennetmekân’la bir kere grup halinde gezmeye gittik. Hocamız bizi aldı, grup halinde Çekmece taraflarına götürdü. Bizim gibi dindar bir grub için, oturup örtüleri yayacak, seccadeleri yayacak, namaz kılacak, münasip bir yer ararken, bir çevrili arazi gördük. Orda bina vardı. Binada bekçi varmış. Arkadaşlarımız gittiler. Ben daha küçüğüm... Müsaade aldılar, araziye girdik. Hocamız’la açık havada, güneşin altında, çimenlerin üstünde güzel bir sohbet oldu. O bekçi dedi ki: “Siz gelmeden önce uyuyordum. Mübarek bir zatın geleceğini rüyamda bana bildirdiler.”

 

Evet kardeşlerim, sevaplı işler yapmaya çalışın! İkincisi: Günahlı işlerden son derece kaçının! Kaçınmayan dervişin zikri olmaz. Bir müslümanın kalbi nurlu kalmaz. İnsanın derecesi düşer. Çıktığı yerden aşağı düşer. Kalbi kararır. Günah işledi mi, şeytanın eline düşer.

Eğer kendini bir haramdan, bir günahtan sıka sıka, zorlaya zorlaya döndürürse; onun arkasından ağzında çok güzel bir lezzet hasıl olur. O zaman, içinde bir şevk, aşk belirir. Günaha dalmak, insanın içini karartır. Günahlardan sakınacağız, o gazeteleri almayacağız. Dini gazeteleri alın, haber ihtiyacınızı oradan, radyodan karşılayın!

 

Sevaplı işler yapmak, bir; günahlardan kaçmak, iki; ahlâkınızı güzelleştirmek, üç... Güzel huylu olacaksınız. Kâmil insan olacaksınız. Çok namaz kılan girmez cennete; takvâsı çok olan, ahlâkı güzel olan girer!.. İslam medeniyetimizin temelinde ahlâk güzelliğine çok önem vermişler. Dışından anlıyamazsın ama, içinde pırıl pırıl insanlar; evliyâdır, tertemizdir. Muzzam bir iç alemi vardır. Siz de öyle olacaksınız, aziz ve muhterem kardeşlerim!

Şimdi bir Fatiha, üç İhlâs-ı Şerif okuyun, duanızı yapayım:

..................

 

Çä ÇáĞíä íÈÇíÚæäß ÇäãÇ íÈÇíÚæä Çááå¡ íÜÏ Çááå İÜæŞ

ÇíÏíåã¡ İãä äßË İÇäãÇ íäßË Úáì äİÓå¡ æãÜä

Çæİì ÈãÇ ÚÇåÏ Úáíå Çááå İÓíÜÄ ÊíÜå ÇÌÜÑğÇ ÚÙÈãğÜÇ

(ÇáİÊÍ:١٠)

 

Bismillâhir rahmânir rahîm. (İnnellezîne yübâyiûneke innemâ yübâyiûnallah... Yedullahi fevka eydîhim... Ve men nekese ve innemâ yenküsü alâ nefsihî... Ve men evfâ bimâ ahede aleyhullahe feseyü’tîhi ecran azîmâ.) Sadakallahul azîm.

[“Muhakkak ki sana bey’at edenler gerçekte Allah-u Teâlâ'ya bey’at etmişlerdir. Allah'ın kuvvet ve yardımı bey’at edenlerin üstündedir. Şu halde kim bu bağı çözerse, kendi aleyhine çözmüş olur. Kim de Allah ile sözleştiği şeye vefa, onun hükmünü îfa ederse, Allahda ona büyük bir  ecir verecektir.”]

 

Evet bu bir ahittir, sözleşmedir. Allah’a söz vermiş oluyorsunuz. Tövbe etmiş, hak yola, takvâ yoluna girmiş oluyorsunuz. Ağzınızdan çıkan sözünüzü unutmayın. Kur’an’ın sözü aklınızda kalsın.

Bundan sonra, Allah-u Teâlâ Hazretleri’ne iyi kul olarak kulluk edin!.. Sırat-ı müstakîmden, Kur’an’ın yolundan ayrılmayın!.. Allah-u Teâlâ Hazretleri şeriatın ahkâmına uygun yaşamayı nasib etsin... Tarikatın ahkâmını öğretip, muhabbetullahla doldursun... Cennetiyle, cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin...

Bihürmeti esrârı sûretil fâtiha!..

 

12. 11. 1994 – Eskişehir

 

Dervişân